
Haziran 2026'da Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği'nde yasal olarak kalma hakkı bulunmayan üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik geri dönüş prosedürlerini kapsamlı biçimde yeniden düzenlemeyi amaçlayan geniş kapsamlı bir yasama çerçevesi olan “Geri Dönüş Düzenlemesi”ni kabul etti. Bu dönüm noktası niteliğindeki oylamanın ardından, ASSEDEL (Avrupa Hak ve Özgürlüklerin Savunulması Derneği), yeni kabul edilen değişikliklerin ciddi insan hakları sonuçlarını inceleyen kapsamlı bir rapor yayımladı.
Yanna Moulay-Réthoré ve Cecilia Invernizzi tarafından kaleme alınan ASSEDEL raporu, Düzenleme'yi üç tematik başlık altında ele almakta ve temel insan onurunun güvenlik gerekçeleri uğruna geri plana itildiği tehlikeli bir değişime dikkat çekmektedir.
1. Devletlere Daha Fazla Yetki, Bireylere Daha Az Güvence
Düzenleme, üye devletlerin sorumluluklarını önemli ölçüde azaltırken aynı zamanda takdir yetkilerini genişletmektedir. Koruyucu nitelikte olması gereken katı yükümlülükleri, tek tek devletlerin “iyi niyetine” bağlı olarak uygulanabilecek isteğe bağlı tedbirlere dönüştürmektedir.
- İstisnalar ve “Güvenlik Riskleri”: Üye devletler, “güvenlik riski” oluşturduğu değerlendirilen üçüncü ülke vatandaşları bakımından Düzenleme'de öngörülen prosedürlerden sapabilecektir. Metinde güvenlik riskinin ne teşkil ettiğine ilişkin somut örnekler verilmediğinden, bu tür risklerin belirlenmesi tamamen ulusal makamların takdirine bırakılmaktadır.
- Zayıflatılan Hukuki Güvenceler: Önemli hukuki güvenceler metinden çıkarılmıştır. Örneğin, yapılan değişikliklerle üçüncü ülke vatandaşlarının ücretsiz hukuki yardım ve temsil talep edebilmesine ilişkin güvence kaldırılmıştır.
- Geri Göndermeme (Non-Refoulement) İlkesi: Daha da endişe verici olan ise, geri göndermeme ilkesine uyulup uyulmadığının yetkili bir yargı makamı tarafından denetlenmesi yönündeki zorunluluğun Düzenleme'den çıkarılmasıdır. Geri göndermeme ilkesi, uluslararası insan hakları hukukunun temel taşlarından biridir.
2. Üçüncü Ülke Vatandaşları Üzerinde Katlanılamaz Bir Yük
Bu çerçeve, sorumluluk yükünün son derece ağır bir kısmını doğrudan göçmenlerin omuzlarına yüklemektedir. Metinde, kişilerin yalnızca makamların erişimine açık olmaları yerine “iş birliği yapmaları” ve “yükümlülüklere uymaları” talep edilmekte; bu da bireyler ile kamu makamları arasında sert bir güç ilişkisi yaratmaktadır.
Katı Yükümlülükler: Üçüncü ülke vatandaşlarından makamlarla kapsamlı şekilde iş birliği yapmaları beklenmektedir. Buna, seyahat güzergâhları ve transit geçiş yapılan ülkeler hakkında ayrıntılı bilgi verme zorunluluğu da dahildir.
Kırılganlıkların Göz Ardı Edilmesi: Üye devletlerin bu tür durumları ele alırken “her türlü kırılganlığı” dikkate alma yükümlülüğü artık açıkça düzenlenmemektedir. Bu durum, insan haklarına uyum bakımından ciddi endişelere yol açmaktadır.
3. Suçlulaştırma ve Uzatılmış Gözaltı
Geri Dönüş Düzenlemesi'nin belki de en endişe verici yönü, çoğu zaman iş birliği yapmayan veya kötü niyetli kişiler olarak tasvir edilen üçüncü ülke vatandaşlarının özünde suçlulaştırılmasıdır. Mevzuat, aşırı tedbirleri meşrulaştırmak için ulusal güvenlik gerekçesini öne çıkarmaktadır.
Uzun Süreli Gözaltı: Düzenleme, azami gözaltı süresini 24 ay olarak belirlemekte ve kişinin “güvenlik riski” olarak nitelendirilmesi hâlinde bu sürenin daha da uzatılmasına imkân tanıyan hükümler içermektedir. Bu durum, hukuki boşluklar yaratmakta ve kişilerin fiilen süresiz bir şekilde açık hava hapishanesi benzeri koşullarda tutulması riskini doğurmaktadır.
Zorlayıcı Tedbirler: Düzenleme, yetkililere üçüncü ülke vatandaşının rızası olmaksızın arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirme imkânı getirmektedir.
Cezai Yaptırımlar: Geri dönüş sürecine ilişkin yükümlülüklere uyulmaması, ulusal hukuk kapsamında hapis cezası da dâhil olmak üzere cezai yaptırımlara yol açabilecektir.
Raporun tamamını buradan okuyabilirsiniz.
ASSEDEL