
Yıllardır Hollanda, güçlü insan hakları geleneğiyle övünmektedir. Ancak 2022 yazında, ülkenin kuzeyindeki küçük Ter Apel kasabasından yayılan görüntüler farklı bir tablo ortaya koydu. Aralarında küçük çocuklu ailelerin, refakatsiz çocukların ve hamile kadınların da bulunduğu yüzlerce sığınmacı, ulusal kayıt merkezinin önünde birkaç gece boyunca dışarıda uyumak zorunda kaldı. Avrupa’nın en zengin ülkelerinden birinde, güvenlik arayan insanlar barınak, yiyecek ve sanitasyon olanaklarından yoksun şekilde çimlerin üzerinde yatmak zorunda bırakıldı.
Kamuoyunda büyük bir şok ve tepki yaratan bu durum, zamanla yapısal bir başarısızlığa dönüştü. Üç yıl sonra Hollanda’nın sığınma sistemi hâlâ aşırı kalabalık ve kapasitesinin üzerinde çalışıyor. Ulusal mahkemelere ve denetim kurumlarına göre sistem, temel insan hakları yükümlülüklerini ihlal etme noktasına tehlikeli biçimde yaklaşmış durumda.
Hiç Sona Ermeyen Bir Kriz
2025 yılı itibarıyla yaklaşık 77.000 kişi, bu kadar yüksek kapasite için tasarlanmamış sığınma tesislerinde yaşıyordu. Birçoğu dönüştürülmüş spor salonlarında, çadırlarda veya boş ofis binalarında barındırılırken, yaklaşık yüzde 40’ı başlangıçta geçici kullanım için tasarlanmış acil durum “crisisnoodopvang” barınaklarında kalmaya devam etti. Sağlık ve Gençlik Bakımı Denetim Kurumu (IGJ) müfettişleri, “arzu edilenin çok altında hijyen koşullarından” ve “çok az ya da hiç mahremiyet bulunmamasından” söz ederken, Ulusal Ombudsman “temel hizmetler sağlanmadığı için temel hakların ihlal edildiği” konusunda uyarıda bulundu.
Hükümet, yeni merkezlere ev sahipliği yapmak istemeyen belediyelerin yerel direncinin yanı sıra konut yetersizliğini de defalarca gerekçe gösterdi. Ancak mahkemeler, bu tür gerekçelerin Devleti sorumluluktan kurtarmadığını açıkça ortaya koydu. 2022 yılında Lahey Bölge Mahkemesi, Hollanda’nın insani kabul için yasal olarak belirlenmiş asgari standartları dahi karşılayamadığına hükmetti. Daha sonra Groningen’deki bir mahkeme, Ter Apel’de devam eden aşırı kalabalık nedeniyle günlük mali cezalar uygulanmasına karar verdi. Hâkimler, kaynak yetersizliğinin insanları onur kırıcı koşullara maruz bırakmayı haklı gösteremeyeceği sonucuna vardı.
Belirsizlik İçinde Yaşam
Sığınma başvurularıyla ilgili karar bekleyen kişiler için fiziksel rahatsızlık, yaşanan sıkıntının yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Psikolojik bedel de oldukça ağır. VluchtelingenWerk Nederland tarafından görüşülen sığınmacılar, felç edici bir belirsizlik ve kontrol kaybı hissinden bahsetti. İki yıldan uzun süredir çocuklarından ayrı yaşayan bir anne, “Bazen sanki orada bile değilmişim gibi hissediyorum,” dedi.
Sığınmacıların çoğu artık başvurularının işleme alınması için bir yıldan çok daha uzun süre, bazı durumlarda ise neredeyse iki yıl bekliyor. Sık sık başka yerlere nakledilmeleri ve yaşadıkları izolasyon, psikolojik sıkıntılarını daha da artırıyor. Ruh sağlığı uzmanları, sistemin kendisinin travma kaynağı hâline geldiği konusunda uyarıyor.
Çocuklar en fazla etkilenen gruplar arasında. 2025 itibarıyla 7.000’den fazla çocuk geçici barınaklarda yaşıyordu. Bunların çoğu düzenli eğitim, yeterli uyku veya oyun alanlarına erişimden yoksundu. Müfettişler, bazı çocukların yılda dört veya beş kez başka yerlere nakledildiğini tespit etti. Bu durum çocukların “sürekli olarak aşırı yorgun” hâle gelmesine ve uzun vadeli gelişimsel zarar riskiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Aileler açısından ise aile birleşimindeki uzun gecikmeler yaşanan acıyı daha da derinleştirdi. Bir baba, VluchtelingenWerk’e, “Kızım artık beni tanımıyor,” dedi.
Hukuki Taahhütler, Siyasi Aşınma
Hukuki çerçeve açıkça ortaya koymaktadır ki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca devletler, siyasi veya idari baskıdan bağımsız olarak, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleyi önlemekle yükümlüdür. Buna rağmen Hollanda’nın politikaları giderek koruma yerine caydırıcılığa yönelmiştir.
Belediyeler arasındaki kabul sorumluluklarının daha adil biçimde dağıtılmasını sağlamak amacıyla 2024 yılında yürürlüğe giren Spreidingswet (Dağıtım Yasası), başlangıçta kapasiteyi ve iş birliğini artırdı. Ancak aynı yılın ilerleyen dönemlerinde yeni sağ eğilimli koalisyonun kurulmasının ardından hükümet, yasayı yürürlükten kaldırma planlarını açıkladı.
Bunun yerine çıkarılan Sığınma Acil Durum Önlemleri Yasası, oturma izinlerinin süresini beş yıldan üç yıla indirdi, aile birleşimini kısıtladı, gözaltı uygulamalarının kullanımını genişletti ve UNHCR aracılığıyla gerçekleştirilen yeniden yerleştirmeleri yılda yalnızca 200 kişiyle sınırlandırdı. Hem UNHCR hem de VluchtelingenWerk, bu önlemlerin krizi çözmek yerine daha da ağırlaştıracağı konusunda uyarıda bulundu. VluchtelingenWerk, “Bu yaklaşım, yapısal çözümler yerine siyasi mesajları önceliklendiriyor,” açıklamasında bulundu.
Denetimden Yükümlülüğe
Kriz yalnızca siyasi iradenin sınırlarını test etmekle kalmadı, aynı zamanda hukuka uygunluğun sınırlarını da ortaya çıkardı. Mahkemeler, Devletin yeterli yaşam koşullarını sağlayamamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğine defalarca hükmetti. Bir davada Groningen mahkemesi, Ter Apel’deki aşırı kalabalık nedeniyle günlük 15.000 avro para cezası uygulanmasına karar verdi. Bu ceza, 2025 yılında Temyiz Mahkemesi tarafından da onandı. Müfettişler, aşırı kalabalık, uzun bekleme süreleri ve kötü hijyen koşullarının, özellikle savunmasız gruplar açısından ciddi sağlık riskleri oluşturduğu konusunda uyarılarını sürdürüyor.
Her istatistiğin ardında, yerinden edilmenin ardından hayatını yeniden kurmaya çalışan bir insan var. Birçoğu Hollanda’ya korunma talebiyle geldi, ancak bürokratik atalet ve siyasi tereddütlerin yarattığı yeni bir zorluk katmanıyla karşı karşıya kaldı. Yaşadıkları durum geçici bir acil durumdan ibaret değil; insan onurunun aşınması anlamına geliyor ve ülkenin insan haklarının savunucusu olarak sahip olduğu itibarı sorgulatıyor.
Bir Onur Krizi
Hollanda’nın sığınma sistemi bugün insan onurunun sınırında duruyor: Hâlâ işliyor, hâlâ yasalara bağlı; ancak kriz yönetimi ve tükenmişlik üzerine kurulmuş durumda. Sistem yükümlülüklerini yalnızca kâğıt üzerinde yerine getirirken, koruması altındaki insanlar kamp yataklarında uyuyor ve temel tıbbi yardıma erişebilmek için aylarca bekliyor.
Hollanda, daha iyisini yapabilmek için gerekli yasalara, kaynaklara ve deneyime sahip. Geriye, bunu gerçekleştirecek kararlılığa sahip olup olmadığı sorusu kalıyor.
Tam raporu okumak için lütfen buraya tıklayın.
ASSEDEL