
Yalçınkaya davasının yeniden görülmesinin ardından, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Türk yargısının Mahkeme’nin kararını uygulamak konusunda tereddüt ettiğini ortaya koymaktadır.
Yüksel Yalçınkaya, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden önce öğretmen olarak çalışıyordu. Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğundan şüphelenilmesi nedeniyle, önce 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile görevinden ihraç edildi ve daha sonra 6 Ekim 2016 tarihinde tutuklandı.
2023 tarihli Büyük Daire kararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6(1), 7 ve 11. maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Kararda, Türk devletinin Yalçınkaya tarafından işlendiğini ileri sürdüğü suçların hukuki dayanağının ve öngörülebilirliğinin bulunmadığı belirtilmiş ve bunun 7. maddenin (nullum crimen, nulla poena sine lege) ihlali teşkil ettiği tespit edilmiştir. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, ByLock uygulamasındaki sözde çevrim içi faaliyetlerine dayanmakta ve kendisini doğrudan silahlı bir terör örgütüne üyelik ve FETÖ/PDY’nin hiyerarşik yapısına dahil olmakla ilişkilendirmekteydi. Başvurucu ise bu iddiaları sürekli olarak reddetmiş ve uygulamayı hiçbir zaman indirmediğini belirtmiştir.
Buna ek olarak, kararın ardından ByLock uygulamasının sözde kullanımıyla ilgili benzer iddialarla başka birçok kişi de gözaltına alınmıştır. Mahkeme’nin kararı, iç hukuk mahkemelerinde görülmekte olan benzer davalar açısından emsal teşkil etmesi gerekirken, Türk yargısı Yalçınkaya davasına benzer ceza yargılamalarında Mahkeme’nin kararını sistematik olarak uygulamayı reddetmektedir.
Türkiye tarafından sunulan eylem planı, ihlalleri sistemik nitelikte değilmiş gibi göstermeyi amaçlamıştır. Türk yargısının, bu tür davalarda bireysel tedbirleri etkili bir şekilde ele alabilecek hukuk yollarına sahip olması gerekmektedir.
Raporun tamamını okumak için buraya tıklayın.
ASSEDEL