
13 Nisan Pazartesi günü, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda ASSEDEL’in ilk etkinliğine ortak ev sahipliği yapma ve etkinliği moderatör olarak yönetme onuruna sahip olduk. “İstanbul Sözleşmesi’nin 15. Yılı: Kadın Haklarına Olan Taahhüdümüzü Yenilemek” başlıklı panel, Avrupa Parlamentosu Üyesi (MEP) Anna Strolenberg (Volt, Greens/EFA) ve Solidarity with OTHERS adlı STK ile iş birliği içinde düzenlendi.
Kadınlara yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesine ilişkin Sözleşme’nin, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”nin 15. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte amacımız, Avrupa’da ve ötesinde kadın haklarının mevcut durumunu ve bu haklara yönelik artan tehditleri ele almak; toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve bununla mücadelede karşılaşılan güncel zorlukları, toplumsal tepkiler ve siyasi yaklaşımlar da dâhil olmak üzere değerlendirmek ve mağdurları sessizliğe iten yaygın damgalamayı tartışmaktı.
Etkinlik, farklı alanlardan uzmanları bir araya getirerek konuya kapsamlı ve çok perspektifli bir yaklaşım sundu. Katılımcılar arasında Avrupa Komisyonu, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin yanı sıra akademi ve sivil toplum temsilcileri de yer aldı.
Etkinliğin ortak ev sahiplerinden biri olan Avrupa Parlamentosu Üyesi Anna Strolenberg, tartışmayı açarken toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede en etkili yöntemlerden birinin İstanbul Sözleşmesi’nin tüm ülkelerde eksiksiz şekilde uygulanmasını sağlamak olduğunu vurguladı. Ayrıca, özellikle genç erkekler başta olmak üzere genç nesiller arasındaki tutumların değişmesine ilişkin artan endişelere dikkat çekerek, bu değişimin bugüne kadar elde edilen ilerlemeyi zayıflatabilecek bir unsur olduğunu belirtti.
Lisa Collste’nin Katkısı: AB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne Katılımı ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye İlişkin AB Direktifi
Avrupa Komisyonu’nun (DG JUST) Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Birimi’nde hukuk görevlisi olarak görev yapan Lisa Collste, AB’nin 2023 yılında İstanbul Sözleşmesi’ne katılmasının ardından Sözleşme’nin AB tarafından uygulanmasını ele aldı. Collste, AB’nin ceza hukuku alanında adli iş birliği, iltica ve kurumsal ve kamu yönetiminin belirli alanları gibi münhasır yetkisi kapsamında bulunan konularda Sözleşme ile bağlı olduğunu açıkladı. Pratikte bu durum, Birliğin söz konusu alanlarda hâlihazırda iç yetkiye sahip olduğu durumlarda, Sözleşme’nin ilgili hükümlerinin AB hukukuna entegre edilmesi anlamına geliyor.
Collste ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’nin temel ilkelerini Üye Devletler açısından bağlayıcı yükümlülüklere dönüştüren, kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin 2024 tarihli Direktifin kabul edilmesine değindi. Direktif, özellikle önleme, mağdurların korunması ve adalete erişim gibi alanlarda AB genelindeki ortak standartları güçlendiriyor.
Son olarak Collste, hem Sözleşme’nin hem de Direktifin AB hukuk çerçevesine dâhil edilmesinin, bunları AB müktesebatının bir parçası hâline getirdiğinin altını çizdi. Bu durum, Üye Devletlerin ulusal sistemlerini buna uygun şekilde düzenlemelerini ve Birlik genelinde tutarlı bir uygulama sağlamalarını gerektiriyor.
Dr. Reyhan Kayıkçı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin Çekilmesi ve Somut Örnekler Üzerine Değerlendirmeleri
Radboud Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Dr. Reyhan Kayıkçı, sunumu sırasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin daha geniş sosyal ve kurumsal bağlamını ele aldı ve 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından Türkiye’den somut örnekler sundu. Kayıkçı, bu kararın kamuoyundaki söylemlerde “geleneksel değerleri” ve aileyi korumanın bir yolu olarak sunulduğunu, ancak kadın haklarına yönelik korumaları zayıflattığı gerekçesiyle geniş çapta eleştirildiğini belirtti.
Kayıkçı ayrıca, bazı hukuki düzenlemelerin ve kurumsal uygulamaların şiddetin normalleşmesine katkıda bulunabileceğine dikkat çekti. Bunlar arasında, faillerin tahrik iddiasında bulunduğu durumlarda cezaların azaltılması da yer alıyor. Bunun yanı sıra, aile içi şiddet vakalarında polisi alarma geçirmek amacıyla tasarlanan acil durum mobil uygulamalarının kullanımını ele aldı. Bu uygulamaların yaygın şekilde kullanılmasına rağmen, özellikle müdahalelerin gecikmesi veya etkisiz kalması gibi sınırlılıklarının bulunduğunu ve bunun şiddet vakalarının bildirilmesine yönelik mekanizmalara duyulan güveni zayıflatabileceğini vurguladı.
Son olarak Kayıkçı, şiddet vakalarının bildirilmemesi ve kurumsal müdahalelerin yetersiz kalması gibi devam eden yapısal sorunlara dikkat çekti. Genç nesiller arasında şiddetin giderek daha fazla kabul görmesi de dâhil olmak üzere toplumsal tutumlardaki endişe verici eğilimlerin altını çizerek, hem hukuki çerçevelerin hem de uygulama ve yaptırım mekanizmalarının kapsamlı bir şekilde ele alınması gerektiğini belirtti.
Reem Alsalem: Koruma Alanındaki Süregelen Boşluklar ve İstanbul Sözleşmesi’nin Daha Güçlü Uygulanması İhtiyacı
Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, bunun nedenleri ve sonuçları konusunda Birleşmiş Milletler Özel Raportörü olan Reem Alsalem’in katkısı, etkinlik sırasında gösterilen önceden kaydedilmiş bir video mesajından oluştu. Alsalem, AB genelinde kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli zorlukların devam ettiğinin altını çizdi. Özellikle mülteciler ve belgesiz kadınlar gibi grupların haklara erişim ve maruz kaldıkları şiddeti bildirme konusunda sıklıkla engellerle karşılaştığını ve bu nedenle resmî verilerde yeterince temsil edilmediğini belirtti.
Alsalem, önleme ve destek girişimlerine sürdürülebilir yatırımlar yapılması gerektiğini vurgulayarak, yapısal eşitsizliklerin en savunmasız grupların korunmasını hâlâ sınırlandırdığı konusunda uyardı. İstanbul Sözleşmesi’nin temel bir uluslararası çerçeve olarak önemini kabul etmekle birlikte, uygulanmasının çoğu zaman ikinci plana atıldığını ve yeterince finanse edilmediğini belirtti. Sözleşme’nin etkin bir şekilde uygulanmasını güvence altına almak için daha güçlü bir siyasi ve mali taahhüt çağrısında bulundu.
Dinleyicilerin aktif katılımının yanı sıra, Avrupa Parlamentosu Üyesi Marc Angel’in (S&D) katılımından da onur duyduk. Angel, tartışmaya katkıda bulunarak Avrupa Birliği içerisinde kadın hakları ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusundaki görüşlerini paylaştı.
Sonuç
Son olarak ASSEDEL, etkinliğin somut bir devamı niteliğinde olmak üzere, İstanbul Sözleşmesi’nin önemini yeniden teyit eden ve Avrupa Konseyi’ne hitaben hazırlanan bir açık mektup kaleme aldı. Mektupta şu çağrılarda bulunuluyor:
- İstanbul Sözleşmesi’ni korumak ve güvence altına almak için daha güçlü siyasi liderlik,
- Tüm AB Üye Devletlerinde hızlı bir şekilde onaylanması ve eksiksiz olarak uygulanması,
- Sözleşme’den çekilmiş ülkelerle yeniden diyalog kurulması ve bu ülkelerin yeniden sürece dâhil olmalarının teşvik edilmesi.
Açık mektubun tam metnini buradan okuyabilirsiniz.
ASSEDEL