
Sara Mardini, 1995 yılında Şam yakınlarındaki bir köyde, üç kız kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldi; kendisinden iki yaş küçük olan Yusra ve en küçükleri Shahed. Babaları Ezzat, profesyonel bir yüzücüydü ve kızlarını küçük yaşlardan itibaren eğiterek yüzme sporuna olan tutkusunu onlara da aktardı.
2011 yılında Suriye iç savaşı başlayana kadar mutlu ve normal bir hayat sürdüler; ardından her şey değişti.
Evlerini terk etmek zorunda kaldılar ve bir anda alışkın oldukları en küçük günlük işler bile büyük bir tehlikeye dönüştü. Sara, 2023 yılında verdiği bir röportajda, bu dönemin genel hissini artık “ev” olarak kabul edebilecekleri bir yerlerinin olmadığına dair derin bir duygu ve herhangi bir yere giderken sürekli bir tehlike hissi olarak ifade ediyor.
Bu duyguyla, dört yıllık iç savaşın ardından Ağustos 2015’te Sara ve kız kardeşi Yusra, Suriye’de kendileri için bir gelecek olmadığını bilerek Almanya’ya ulaşmayı denemek gibi zor bir karar aldılar.
O yıl 800.000’den fazla insan gibi onlar da daha iyi bir gelecek arayışıyla yola çıktılar. Suriye’den Türkiye’ye, ardından açık denizi geçerek Avrupa kıyısındaki Yunanistan’a ve son olarak Almanya’ya ulaşacakları uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verdiler.
Birçok cana mal olan bu yolculuk, Mardini kardeşler için ölümcül olabilirdi. Türkiye’den Yunanistan’a geçiş sırasında, 18 kişinin daha bulunduğu tekne aniden arızalandı. Yolcuların ağırlığının tekneyi tehlikeye attığını fark eden kardeşler, hayatta kalma zorunluluğuyla suya atlamaya karar verdiler. İki yolcuyla birlikte halatları tuttular ve hayatları boyunca edindikleri yüzme becerilerini kullanarak herkesi güvenli bir şekilde kıyıya ulaştırmak için mücadele ettiler. Akdeniz’in karanlık ve soğuk sularında üç buçuk saat boyunca yüzdüler. Sara o sırada 20, kız kardeşi Yusra ise henüz 18 yaşındaydı. Kardeşlerin kahramanca çabaları sayesinde tekne kıyıya ulaşmayı başardı ve yolculukları Makedonya, Sırbistan, Macaristan ve Avusturya üzerinden devam ederek sonunda Almanya’ya ulaştı.
Orada, başarılı bir şekilde iltica başvurusunda bulunmadan önce sekiz ay boyunca bir mülteci kampında yaşadılar. Şüphesiz zorlu olan bu süreç, eski Şansölye Angela Merkel’in 2015 yılında sınırı açma kararı olmasaydı daha da zor olabilirdi. Bu karar, bir milyon Suriyeli mültecinin ülkeye girişini kolaylaştırdı.
Bu noktaya kadar Sara Mardini’nin hikâyesi, o yıllarda bu korkunç yolculuğu cesurca gerçekleştiren ve bugün hâlâ gerçekleştirmeye devam eden diğer birçok insanın hikâyesi gibi, zaten dikkat çekiciydi.
Ancak Sara için henüz yerleşip mültecilik gerçekliğinin ardında kalan bir hayat sürme zamanı değildi. Berlin’de geçirdiği bir sürenin ardından Sara ile Emergency Response Center International (ERCI) iletişime geçti. ERCI, kurtarma operasyonlarında Yunan makamları ve Yunan Sahil Güvenliği de dâhil olmak üzere çeşitli kurumlarla düzenli olarak çalışan bir STK’dır. Sara ile iletişime geçen gönüllü, onun ve kız kardeşinin hikâyesinin Lesbos’a gelen mülteciler için nasıl bir ilham kaynağı hâline geldiğini anlattı. Ayrıca gönüllülerin, adadaki çocuklara cesaret vermek amacıyla onların hikâyesini anlatacağını söyledi. Sara bu hikâyeden derinden etkilenerek geri dönmeye karar verdi; bu kez, kendisinin de çok iyi bildiği zorlu bir süreçten geçerek gelen insanlara yardım etmek için.
Başlangıçtaki amacı yalnızca birkaç hafta kalmak, teknelerin karaya çıkışlarına yardımcı olmak ve çocuklara yüzme dersleri vermekti. Ancak haftalar geçtikçe ayrılmaya henüz hazır olmadığını fark etti. Yardım etmeye devam etme arzusuyla hareket ederek kalış süresini uzatmaya ve elinden geldiğince katkıda bulunmaya karar verdi. Bununla birlikte, sonraki iki yıllık gönüllülük sürecinde durum giderek zorlaştı. Gelen mültecilerin travmatik deneyimlerini yeniden yaşamaya başladı ve ağır koşullarla birleşen duygusal yük, sağlığını ciddi şekilde etkilemeye başladı. Sonunda ara verme ve toparlanmak için Almanya’ya dönme konusunda zor bir karar aldı.
Ancak 21 Ağustos 2018’de, dönüş uçuşunun olduğu gün, Lesbos Havalimanı’nda sivil giyimli beş polis memuru tarafından durduruldu ve Lesbos Cezaevi’ne götürüldü. “Casusluk”, “göçmen kaçakçılığı” ve “kara para aklama” suçlamalarıyla tutuklandı. Oysa Lesbos’taki gerçek faaliyeti mültecilere battaniye ve su vermekten ibaretti.
Bu suçlamaların ardından Lesbos’ta iki hafta geçirdi ve daha sonra Atina yakınlarındaki Korydallós yüksek güvenlikli cezaevine sevk edildi. Burada, 5.000 avro kefalet karşılığında serbest bırakılmadan önce 107 gün daha tutuklu kaldı.
Bu tutuklama, aynı dönemde insani yardım aktivistleriyle ilgili 24 diğer dava ile birlikte, Amnesty International tarafından Avrupa hükümetlerinin göç konusunda daha sert bir tutum benimsemesi ve mültecilere ve göçmenlere yönelik insani yardımları gayrimeşru hâle getirmek amacıyla insan kaçakçılığına karşı yasaları kullanması şeklindeki daha geniş bir eğilimin parçası olarak değerlendirildi. Örgüt ayrıca Yunan hükümetini, suçlamalarını yalnızca insan kaçakçılığına karşı mevzuatın kötüye kullanılan bir yorumuna dayandırmakla değil, aynı zamanda iddialarını destekleyecek hiçbir kanıta sahip olmamakla suçladı.
Sonunda dava 10 Ocak 2023’te başladı ve 13 Ocak’ta Mytilene’deki Yunan Temyiz Mahkemesi suçlamaları resmen düşürdü.
Bu deneyim onu derinden etkilemiş olsa da, kendisinin ait olduğu yerin orası olduğunu düşünerek sahaya geri dönme arzusunu dile getiriyor. Şubat 2023’te Global Citizen’a verdiği bir röportajda belirttiği üzere, kendi geleceğini sık sık düşünmediğini, ancak sınırların olmadığı bir dünya için mücadele etmeye devam edeceğinden emin olduğunu söyledi – insanların geçmişinin, ten renginin veya dininin artık önem taşımayacağı bir dünya. Tüm insanların temel eşitliğine inanıyor ve bu düşünceyi benimsemenin önemini vurguluyordu. Ayrıca herkesin eşit muamele gördüğü bir dünya için her zaman çalışacağını söyledi.
Sara, zorlukların dünyadaki rolünü belirlemesine izin vermeyen, aksine kendi yerini yüksek sesle ve cesurca alan biridir. Başkalarının yaşadığı acılara karşı kayıtsız kalmamayı seçti ve bunun karşılığında haksız yere cezalandırıldı. Günümüzde birçok ülkenin insanlık dramına sınırlarını kapatarak ve insani yardım ulaştırmayı zorlaştırarak karşılık verdiği bir dönemde, ortak insanlığımızı kabul etmek kayıtsızlığa karşı sahip olduğumuz en güçlü savunma olmaya devam ediyor.
Filistinli-Amerikalı yazar Edward Said’in söylediği gibi:
“Hümanizm, insanlık tarihini çarpıtan insanlık dışı uygulamalara ve adaletsizliklere karşı sahip olduğumuz tek – hatta son – direniştir.”
Kaynaklar: https://www.oneyoungworld.com/speaker/sara-mardini
https://time.com/6236203/the-swimmers-true-story-netflix
https://www.globalcitizen.org/en/content/how-sarah-mardini-saved-lives-of-fellow-refugees
https://www.frontlinedefenders.org/en/profile/sara-mardini
https://www.letstalkdurham.com/lets-talk-magazine/sarah-mardini
ASSEDEL