Avrupa Parlamentosu Üyesi Vladimir Prebilič ile 2025 Türkiye Raporu, Hukukun Üstünlüğü ve AB-Ankara İlişkileri Üzerine

Haber

Horizontal Cover Pages (YouTube & Website) (25)

Yakın zamanda yayımlanan 2025 Türkiye Raporunun ardından, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve insan haklarının giderek kötüleşmesine ilişkin endişeler Avrupa’daki siyasi tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Bununla birlikte, küresel güvenlik sorunları ve devam eden NATO zirveleri çerçevesinde Avrupa Birliği; göç, güvenlik ve savunma gibi kritik konularda Ankara ile iş birliğini derinleştirmeyi sürdürüyor.

Bu karmaşık dinamiği daha iyi anlamak amacıyla, Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Greens/EFA) grubundan Avrupa Parlamentosu Üyesi (MEP) ve 2025 Türkiye Raporu gölge raportörü Vladimir Prebilič ile bir araya geldik. Özel röportajımızda Prebilič, Avrupa Parlamentosu’nun tutumu, AB’nin elindeki siyasi ve ekonomik kozlar ve demokratik değerlerin vazgeçilmez niteliği hakkında samimi değerlendirmelerde bulundu.

Denge Arayışı: Jeopolitik Çıkarlar mı, Demokratik Değerler mi?

AB-Türkiye ilişkilerindeki en önemli sorulardan biri, jeopolitik çıkarların temel demokratik değerlerin önüne geçmeye başlayıp başlamadığıdır. MEP Prebilič, bu konuda AB kurumları arasındaki görüş ayrılığına dikkat çekerek, Avrupa Komisyonu ve Konsey’in çoğu zaman jeopolitik gelişmeler karşısında pragmatik bir yaklaşım sergilediğini, buna karşılık Avrupa Parlamentosu’nun insan haklarının kararlı savunucusu olmaya devam ettiğini belirtti.

“Komisyonun Ankara’daki hükümeti bir şekilde desteklemeye devam etmesinden ve Türkiye’deki son gelişmeleri etkisizleştirmeye çalışmasından memnun değiliz.”

Kısa süre önce Silivri Cezaevi’ni ziyaret eden Prebilič, bu deneyimi son derece üzücü olarak nitelendirdi ve Avrupa Parlamentosu’nun gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğini vurguladı. AB kurumları arasındaki ilişkiyi bir “iyi polis, kötü polis” senaryosuna benzeten Prebilič, Parlamento’nun kesin biçimde hakların savunucusu rolünü üstlendiğini ifade etti.

“Demokrasi ve demokratik değerler, hiçbir şekilde herhangi bir jeopolitik çıkar uğruna pazarlık konusu yapılamaz.”

AİHM Kararlarının Uygulanması: AB'nin Etki Gücü

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği tekrarlanan kararlara rağmen, Türkiye’de bazı kişiler, Mahkeme tarafından daha önce hukuka aykırı olduğu tespit edilen gerekçelerle hâlâ cezaevinde tutuluyor. Bu kararların etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak için AB’nin daha neler yapabileceği sorulduğunda Prebilič, doğrudan Avrupa Komisyonu’nun sahip olduğu ekonomik ve diplomatik etki gücüne işaret etti.

Prebilič, ikna konusunda kullanılabilecek iki temel araca dikkat çekti:

Vize Serbestisi: “Türkiye, sözde vize serbestisi politikasına kavuşmak istiyor. Komisyon’a tavsiyem şu olurdu: ‘Evet, bunu konuşalım, ama karşılığında şu şartları ve şu şartları yerine getirin.’”

Ekonomik İş Birliği: Pazar entegrasyonuna ve gümrük tarifelerine ilişkin yaklaşımlara dikkat çeken Prebilič, Avrupa pazarına daha geniş erişimin, hukukun üstünlüğüne ilişkin koşullara bağlanması gerektiğini belirtti. “Eğer hukukun üstünlüğünü zayıflatırsak demokrasiyi de zayıflatırız ve bu, savunduğumuz her şeyin özünü zayıflatmamız anlamına gelir,” diye uyardı.

Kadın Hakları ve İstanbul Sözleşmesi

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke olması şeklindeki tarihsel konumu, 2021 yılında sözleşmeden çekilmesiyle büyük bir tezat oluşturuyor. Son dönemde kadın öğrencilerin ve annelerin gözaltına alınmasının yanı sıra aşağılayıcı muamele iddialarına da değinen Prebilič, duyduğu büyük hayal kırıklığını dile getirdi.

Prebilič, kadın haklarının ve savunmasız grupların korunmasını yalnızca hukuki bir yükümlülük olarak değil, aynı zamanda liderliğin nihai sınavı olarak değerlendirdi.

“Bir kişinin tutumu, toplumun savunmasız kesimine nasıl davrandığının merceğinden değerlendirilir,” diye açıkladı Prebilič. “Eğer iyi bir devlet adamıysanız, savunmasız durumdaki bir kişiyi asla geride bırakmazsınız; onu korursunuz.”

Bunun bir iç mesele olduğunu kabul etmekle birlikte Prebilič, Avrupa Birliği’nin bu gelişmelere karşı yüksek düzeyde hassasiyet göstermeye devam edeceğini ve iyileştirmeleri aktif biçimde destekleyeceğini ifade etti.

Terörle Mücadele Mevzuatının Kötüye Kullanılması

2025 Raporu, Türkiye’de terörle mücadele mevzuatının geniş kapsamlı biçimde uygulanmasına değiniyor. Bununla birlikte, eleştirmenler; Gülen hareketiyle bağlantılı olmakla suçlanan kişilere yönelik insani yardımın suç sayılması gibi belirli gruplara ilişkin bazı hususların raporda yer almamasına dikkat çekiyor. Prebilič, belirli hareketlerin isimlerinin metinde yer almamasının, kararların hazırlanması sırasında ortaya çıkan bir “uzlaşma” olduğunu kabul etti; ancak meselenin özüne ilişkin görüşlerini açıkça dile getirdi.

Üniversite profesörü olarak sahip olduğu akademik geçmişe ve daha önce Avrupa Konseyi bünyesinde yürüttüğü çalışmalara atıfta bulunan Prebilič, insan hakları pahasına geniş kapsamlı güvenlik tedbirlerine aşırı ölçüde başvurulmasının yönetimde bir başarısızlığa işaret ettiğini savundu.

“Yetkililer sizden güvenlik karşılığında kişisel ve insan haklarınızdan vazgeçmenizi istediğinde, ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini anlamanız gerekir,” dedi.

Eski Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile geçmişte yaptığı bir tartışmayı hatırlatan Prebilič, tutumunu yineledi: Terörle mücadele elbette gereklidir; ancak bu mücadele vatandaşları tehdit etmek için bir bahane olarak kullanılmamalıdır.

“Bu mevzuatın, toplum içindeki farklı kesimlerden insanları ‘yönetmek’ için dahi kötüye kullanılabildiğini görüyorum. İzlenmesi gereken doğru yol bu değil,” diyerek sözlerini tamamladı.

Röportajın tamamını YouTube kanalımızdan izleyebilirsiniz.

Haberlere geri dön