Panel Tartışması: “Konut Krizi: Toplumsal Etkiler ve Politika Açısından Sonuçları”

Haber

Horizontal Cover Pages (YouTube & Website) (2)

ASSEDEL olarak, “Konut Krizi: Toplumsal Etkiler ve Politika Açısından Sonuçları” başlıklı panel tartışmamızın 17 Aralık Çarşamba günü, Avrupa Parlamentosu’nda, Avrupa Parlamentosu HOUS Komitesi Başkan Yardımcısı ve Renew Europe Grubu Avrupa Parlamentosu Üyesi Ciaran Mullooly’nin ortak ev sahipliğinde Strazburg’da gerçekleştirildiğini paylaşmaktan gurur duyuyoruz.

Etkinlik, Avrupa’daki konut krizinin mevcut sorunlarını ve olası çözüm yollarını sosyal ve insan hakları odaklı bir perspektiften ele almayı amaçladı. Bu kapsamda politika yapıcılar, kurumsal temsilciler, sivil toplum aktörleri ve finans kuruluşları bir araya geldi. Panel tartışmasında konut, yalnızca bir piyasa meselesi olarak değil, temel bir sosyal ve insan hakları sorunu olarak ele alındı. Özellikle gençler, kırılgan gruplar ve Avrupa genelindeki konut sistemlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliği üzerinde duruldu. Konuşmacılar, krizin yetersiz arz, artan maliyetler, parçalı ulusal politikalar ve Üye Devletler düzeyinde mevcut hukuki çerçevelerin zayıf uygulanmasıyla karakterize edilen yapısal niteliğine özellikle dikkat çekti.

Alanında önde gelen bazı uzmanları ağırlamaktan onur duyduk.

Ciaran Mullooly’nin Konuşması: Konutun Karşılanabilirliği ve Politika Parçalanmışlığı

Ciaran Mullooly, Renew Europe Grubu’ndan İrlandalı bir Avrupa Parlamentosu Üyesidir. Mullooly konuşmasında, giderek daha fazla insanın ev sahibi olamadığı, hiçbir zaman ev sahibi olmayı beklemediği ve güvencesiz veya yetersiz konut koşullarında yaşadığı gerçeğinin giderek yaygınlaştığını vurguladı. Konut ihtiyacı ile arz arasındaki yapısal dengesizlik, yeni konutların ortalama ve düşük gelirli haneler için büyük ölçüde karşılanamaz olması ve sosyal konutlar için bekleme listelerinin uzaması gibi temel sorunlara dikkat çekti.

Mullooly ayrıca, ulusal konut politikalarının çoğu zaman kısa siyasi dönemlerle sınırlı kaldığını ve bunun parçalı stratejilere ve yetersiz eyleme yol açtığını vurguladı. Hem AB hem de ulusal düzeyde hukuki çerçeveler mevcut olsa da bunların Üye Devletler tarafından uygulanmasının önemli bir zayıflık olmaya devam ettiğini belirtti.

Aurora Floridia’nın Konuşması: Konut Temel Bir İnsan Hakkıdır

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin İtalyan üyesi ve “Konut Hakkını Güvence Altına Almaya Yönelik Analiz ve Rehber İlkeler” başlıklı çalışmanın yazarı Aurora Floridia, konutu uluslararası hukuk ve Avrupa Sosyal Şartı’na dayanan evrensel bir insan hakkı olarak açıkça tanımladı; ancak konut hakkını “zamanımızın en fazla ihmal edilen haklarından biri” olarak nitelendirdi. Konutun çoğu zaman sosyal bir değer yerine öncelikle bir meta veya finansal varlık olarak ele alındığını belirtti.

Floridia, 2626 sayılı Karar’ın üç temel sütununu sundu: (1) Avrupa’daki mevcut konut durumunun değerlendirilmesi, (2) güçlü bir uluslararası hukuki çerçeve ve (3) etkili konut politikalarına rehberlik etmek üzere iyi uygulamaların belirlenmesi ve paylaşılması. İyi uygulamalara örnek olarak Viyana sosyal konut modeli ve Freiburg’daki Vauban bölgesi gösterildi. Her iki örnek de konut politikasının karşılanabilirliği, sosyal kapsayıcılığı ve sürdürülebilir ulaşımı nasıl bir araya getirebileceğini ortaya koymaktadır.

PACE, Avrupa Konseyi üyesi devletleri, konutu bir meta olarak değil bir insan hakkı olarak ele almak, sosyal ve karşılanabilir konutlara yatırım yapmak, kira düzenlemelerini hayata geçirmek ve uygulamak ve kırılgan hanelerin sürdürülebilir ve yeterli konutlara erişimini güvence altına almak da dâhil olmak üzere acil önlemler almaya çağırmaktadır.

Johannes Boehmer’in Konuşması: Finansal Araçlar ve Bölgesel Farklılıklar

Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası’nın (CEB) Sosyal Kalkınmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Johannes Boehmer, Avrupa genelindeki konut sorunlarının bağlama ve bölgeye göre farklılık gösterdiğini ve buna bağlı olarak politikaların da özel koşullara göre uyarlanması gerektiğini açıkladı. CEB’nin Üye Devletlerde sosyal ve karşılanabilir konut girişimlerini destekleme misyonunun, hiçbir grubun dışlanmamasını sağlamak amacıyla sosyal kapsayıcılığı ve dayanıklılığı güçlendirmeyi içerdiğini vurguladı.

“Social and Affordable Housing in Europe” başlıklı Piyasa Açığı Analizi’ne atıfta bulunan Boehmer, en düşük gelir gruplarını, yani ilk gelir çeyreğindeki haneleri hedefleyen sosyal konut ile ortalamanın altında gelire sahip, yani ikinci gelir çeyreğindeki hanelere yönelik karşılanabilir konut arasındaki ayrıma dikkat çekti. Ayrıca, bölgesel düzeyde belirgin yapısal ve ekonomik farklılıklar bulunduğunu belirtti. Güney Avrupa’nın sosyal konutlara çok az yatırım yaparken daha çok karşılanabilir konutlara odaklandığını; Orta ve Doğu Avrupa’nın ise geçmişte gerçekleştirilen geniş çaplı konut özelleştirmelerinden kaynaklanan sorunlarla karşılaşmaya devam ettiğini ifade etti.

CEB, sosyal kapsayıcılığı ve dayanıklılığı güçlendiren, yüksek etkili sosyal projelerin finansmanında ve en kırılgan gruplar için çözümler geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte Boehmer, düşük gelir gruplarına yönelik konutlara özel sektörün ilgisinin düşük olması gibi zorluklara dikkat çekti. Bu durum çoğu zaman projelerin uygulanabilir hale gelmesi için hibelere ihtiyaç duyulmasına yol açmaktadır. Ayrıca birçok belediye konut projesinin kalkınma bankalarının finansmanını çekmek için çok küçük ölçekli olduğunu belirtti. Müdahalelerin ölçeğini büyütmek için ulusal veya uluslararası düzeyde toplulaştırıcı kuruluşlarla çalışmanın önemini vurguladı.

Henrik Kristensen’in Konuşması: Avrupa Sosyal Şartı ve Konut Hakkı

Henrik Kristensen, Avrupa Konseyi Sosyal Haklar, Sağlık ve Çevre Genel Müdürlüğü bünyesindeki Sosyal Haklar Dairesi Başkanıdır. Avrupa Sosyal Şartı’nın, AB üyesi devletlerin tamamı da dâhil olmak üzere Avrupa Konseyi’nin 46 üye devletinden 42’si açısından bağlayıcı olduğunu ve konut hakkının farklı boyutlarına ilişkin ayrıntılı ve yetkin bir içtihat oluşturduğunu vurguladı.

  1. madde, konut alanındaki lex specialis niteliğindedir ve üç temel yükümlülük içermektedir: (1) yeterli standartta konutlara erişimi teşvik etmek, (2) evsizliği önlemek ve azaltmak ve (3) konutların karşılanabilirliğini güvence altına almak.

Krizin yapısal nedenleri de ele alındı. Bunlar arasında, yetersiz konut stokuna yol açan özel konut sahipliğine aşırı vurgu ve enerji yoksulluğu yer almaktadır. Elektriğe veya ısınmaya düzenli olarak erişilememesi Şart’ın ihlali anlamına gelmekte ve bu durum konut krizinin giderek daha merkezi bir unsuru haline gelmektedir.

Andrea Colantonio’nun Konuşması: EIB Platformunun Rolü

Avrupa Yatırım Bankası’nın (EIB) Kentsel Kalkınma Bölümü’nde Baş Ekonomist olarak görev yapan Andrea Colantonio, üç temel öncelik etrafında yapılandırılan AB düzeyindeki ilk konut eylem planını sundu. Planın temel odak noktalarından biri, mevcut konut stokunun yenilenmesini desteklemektir. Mevcut konutların önemli bir bölümü yaşlanmış durumdadır ve yenileme maliyetlerinin çok yüksek olması nedeniyle boş kalmaktadır. Bunun yanı sıra konut arzını güçlendirmeye yönelik önlemler de planın önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Plan ayrıca, çoğu zaman göz ardı edilen bir konu olarak inovasyona da dikkat çekmekte ve inşaat sektörünün modernleşme konusunda yavaş kaldığını belirtmektedir. Finansman açıklarını gidermek amacıyla EIB, sürdürülebilir ve karşılanabilir konutları desteklemek üzere uyum fonları da dâhil olmak üzere AB fonlarına ortak finansman sağlamayı amaçlamaktadır. Buna ek olarak, özel bir platform inşaat sektöründeki proje geliştiricilerine rehberlik, görünürlük ve finansmana erişim sağlayarak destek olacaktır.

Bununla birlikte, yalnızca finansman yeterli değildir. Colantonio, başarılı bir uygulamanın sağlanması için güçlü kurumlara ve finansal aracıların sürece dâhil edilmesine duyulan ihtiyacın altını çizdi.

Emmanuel De Lutzel’in Konuşması: Sivil Toplum Perspektifi

Sivil toplumu temsilen Habitat & Humanisme Avrupa İşlerinden Sorumlu Temsilcisi Emmanuel De Lutzel, AB’nin karşılanabilir konut planına ilişkin karmaşık ve farklı yönler içeren değerlendirmelerde bulundu.

Olumlu yönleri açısından, planın AB düzeyinde koordinasyona yönelik somut bir adım oluşturduğunu, evsizliği açıkça bir politika önceliği olarak kabul ettiğini ve ortak bir politika dilinin geliştirilmesini teşvik ederken iyi uygulamaların paylaşımını desteklediğini belirtti.

Bununla birlikte, çeşitli önemli eksikliklere de dikkat çekti. Plan, önemli rollerine, yenilikçilik kapasitelerine ve Avrupa iş gücünün yaklaşık %6’sını istihdam etmelerine rağmen sosyal ekonomiden veya üçüncü sektörden bahsetmemektedir. Ayrıca vatandaşları konut çözümlerine aktif katkı sağlayan aktörler olarak sürece dâhil etmemektedir. Bunun yanı sıra, özel bir bütçenin bulunmaması, planın büyük ölçüde deklaratif nitelikte kalabileceği ve operasyonel bir niteliğe kavuşamayabileceği yönünde endişelere yol açmaktadır. Açık bir takvim, hedefler veya uygulama çerçevesi de bulunmamakta; üçüncü sektörün gelecekte sürece nasıl dâhil edileceğine ilişkin mekanizmalar da belirsizliğini korumaktadır.

Tartışma genel olarak Avrupa’daki konut krizinin karmaşık, sistemik ve hak temelli bir sorun olduğunu ortaya koydu. AB düzeyindeki girişimler, finansal araçlar ve iyi uygulama paylaşımı yoluyla ilerleme kaydedilmekle birlikte, politika uygulamaları, konutların karşılanabilirliği ve sivil toplumun sürece dâhil edilmesi konusunda önemli boşluklar devam etmektedir. Tartışmada konutun bir insan hakkı olarak ele alınmasının, sosyal ve karşılanabilir konutlara erişimin güvence altına alınmasının ve bölgesel farklılıkları, iklim etkilerini ve kırılgan grupların ihtiyaçlarını ele alan sürdürülebilir ve geleceğe hazır çözümler geliştirilmesinin acil gerekliliği vurgulandı. Etkinlik, Avrupa genelinde daha adil ve dayanıklı bir konut ortamı oluşturmak için politika yapıcılar, kurumlar ve vatandaşlar arasındaki iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu.

Haberlere geri dön