
Strazburg, Fransa – İnsan Hakları ve Özgürlüklerini Savunma Avrupa Derneği (ASSEDEL) adına hareket eden avukat Hakan Kaplankaya, Sciences Po Strasbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) son yıllardaki en önemli kararlarından biri olan Yüksel Yalçınkaya / Türkiye davasını analiz eden etkileyici bir konferans verdi. Sunum; davanın hukuki, siyasi ve insan hakları boyutlarına derinlemesine bir bakış sunarak, darbe girişimi sonrası Türkiye’de adil yargılanma hakkının sistemik biçimde erozyona uğradığını gözler önüne serdi.
Türkiye’de Darbe Sonrası Baskılar ve Kitlesel Adaletsizlik
Kaplankaya sunumuna, davayı Türkiye’nin 2016’daki başarısız darbe girişimine verdiği yanıt ve ardından ilan edilen ve uzun süren olağanüstü hâl (OHAL) bağlamına oturtarak başladı. Bu süreçte hükümet geniş çaplı bir tasfiye hareketi başlattı:
– 4.000’den fazla hâkim ve savcı da dâhil olmak üzere 130.000’den fazla kamu görevlisi ihraç edildi.
– Medya kuruluşları, üniversiteler, okullar ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) kapatıldı.
– Tahmini değeri 32 milyar doları aşan mal varlıklarına el konuldu.
– Devlet tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Gülen hareketi ile iltisaklı oldukları iddiasıyla 705.000’den fazla kişi hakkında soruşturma yürütüldü.
Bu eylemleri gerekçelendirmek için kullanılan deliller hukuki açıdan oldukça zayıftı:
– Şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock’un kullanılması,
– Dini sohbetlere katılım,
– Bank Asya’daki mevduat hesapları ve
– Yasal olarak tanınan sendika veya derneklere üyelik.
Yalçınkaya Davası: Adalet İhlalinin Bir Sembolü
Bir öğretmen ve sendika üyesi olan Yüksel Yalçınkaya’nın davası, bu hak ihlallerinin bir simgesi haline geldi. KHK ile ihraç edilen Yalçınkaya, "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla mahkûm edildi ve dört yıldan fazla cezaevinde kaldı. Aleyhine kullanılan tek delil şunlardı:
– Telefonuna ByLock yüklenmiş olması,
– Bank Asya’da kişisel bir hesabının bulunması,
– Bir öğretmen sendikasına üye olması.
Kaplankaya, bu unsurların hiçbirinin gerçekleştirildiği dönemde Türk hukukuna göre bir suç teşkil etmediğini vurgulayarak; geriye dönük cezalandırma ve siyasi zulüm konusundaki ciddi endişelere dikkat çekti.
AİHM Kararı: Temel İnsan Haklarının İhlali
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yalçınkaya lehine karar vererek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin üç temel maddesinin ihlal edildiğine hükmetti:
- Madde 7 – Kanunsuz Ceza Olmaz
Mahkeme, Türkiye’nin geriye dönük suç yaratma uygulamasını ve net hukuki standartların bulunmayışını eleştirdi. ByLock kullanımının doğrudan terör göstergesi olarak kabul edilmesinin hukuki bir dayanağı olmadığı belirtildi.
- Madde 6 – Adil Yargılanma Hakkı
Mahkeme birden fazla ihlal tespit etti:
– Savunma makamının kilit delillere erişimi engellendi.
– Mahkemeler, şüpheli dijital verileri bağımsız bir doğrulama yapmadan delil olarak kabul etti.
– Avukat-müvekkil görüşmeleri izlendi ve kayda alındı.
– Yargı bağımsızlığı OHAL kararnameleriyle zedelendi.
- Madde 11 – Örgütlenme Özgürlüğü
Yalçınkaya’nın o dönemde tamamen yasal olan sendika üyeliğinin mahkûmiyet gerekçesi yapılması, örgütlenme özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirildi.
Sistemik Sorunlar ve Daha Geniş Kapsamlı Etkileri
Kaplankaya, kararın etkilerinin tek bir bireyin ötesine geçtiğini vurguladı. AİHM önünde bekleyen 8.000’den fazla benzer başvuru ve benzer suçlamalardan etkilenen on binlerce kişi göz önüne alındığında, Mahkeme’nin kararı Türk yargısındaki sistemik sorunları gözler önüne sermiştir.
Ancak, hâlen çözüme kavuşturulmamış önemli hususlar bulunmaktadır:
– Avukat-müvekkil görüşmelerinin kayda alınması,
– Özel hayatın gizliliğinin ihlali (Madde 8),
– Finansal tazminat veya göreve iade gibi onarıcı adaletin eksikliği.
Sonraki Adımlar: İzleme ve Uluslararası Baskı
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, kararın uygulanmasını denetlemekte ve Türkiye’ye şu çağrılarda bulunmaktadır:
– Yalçınkaya davasına benzer dosyaların yeniden açılması,
– Adil yargılanma süreçlerinin sağlanması,
– Mevzuat ve yargı uygulamalarında reforma gidilmesi.
ASSEDEL ve diğer insan hakları örgütleri, kararlara uyulmasını sağlamak ve Avrupa genelinde farkındalığı artırmak adına kritik bir gözlemci rolü üstlenmektedir.
Bir Eylem Çağrısı
Sunumunu sonlandırırken Kaplankaya, bunun sadece hukuki bir mesele değil, temel bir insan hakları krizi olduğunu vurguladı. ASSEDEL, Türkiye’deki darbe sonrası tasfiyelerde haksız yere kovuşturmaya uğrayan binlerce mağdur için şeffaflığı, hesap verebilirliği ve adaleti savunmaya devam etmektedir.
ASSEDEL